V E
A N
R
O
L
U
Ş
A L D A N I Ş
N
S
I
Z A M A N I N
I
N E D E N E DUYDUĞU YOKSUNLUKTAN
S
O
N A S I L S A
R
T
K A L A N D I R B A Ş L A N G I Ç T A N
21.11.2019
23.10.2019
If You Came
We are right in the middle of the melancholy months.
Who knows,
Maybe doors will open to new beginnings.
Your non existence would fade away,
All of a sudden you will come on day.
Your eyes will sparkle again as you look into mine.
Your beautiful olive complexion will light up the darkness within me.
Hastily, i will explain all that has happened in the world and myself when you were away.
I will make up various stories, ones that create a journey to love together with your name.
And much more...
"18 Sept 2014"
Who knows,
Maybe doors will open to new beginnings.
Your non existence would fade away,
All of a sudden you will come on day.
Your eyes will sparkle again as you look into mine.
Your beautiful olive complexion will light up the darkness within me.
Hastily, i will explain all that has happened in the world and myself when you were away.
I will make up various stories, ones that create a journey to love together with your name.
And much more...
"18 Sept 2014"
17.09.2019
Cümlelerce Yaşanan
Verdiği her nefes, senin aldığın nefestir. Aldığı her nefes, senin ona verdiğindir. Umutlu, umutsuz bir rüya. Dengeli, dengesiz bir düzen. Sarsan, sonra da toparlayan bir devrim. Kanatırcasına ağlatırken, hiçlikten gelen ani bir gülümseyiş. Zıtlıklarla bezenmiş koskoca bir dünya. İçine sığdırabildiğin kadar sonsuz, alabildiğin ve verebildiğin kadar derin. Herkesin milyonlarca farklı şekilde tarif ettiği, ama pek azının gerçekten yaşadığı ve hissettiği. Sana karşıdan baktığında yanında olmasını istediğin, yanındayken başıyla sonu aniden yer değiştiren. Kalabalığın içinde yapayalnız hissetiren, yapayalnızken seni uçsuz bucaksız bir evrenle çevreleyen. Birinin hayatındaki en kötü hikaye, bir diğerininse bitmesini hiç istemediği cümleler. Omzunda uçarı bir tüy. Sana dokunduğunda tüm hücrelerini canlandıran. Hem yaralayan hem de onaran. Telaşını değil kendisini yaşamak istediğin. Varoluşunu kuşatan, etrafını bir tül gibi sarmalayan, sadece sana özel bir atmosfer. Aramakla bulunmayan, zamanı geldiğinde seni bulan. Yaşamın başıyla sonu arasındaki en düz çizgi. Yeni bir bahar için gelen kış. Yazdığın ama asla göndermediğin bir mektup. Önce çoğaltan, sonra az'almanı bekleyen. Okyanusken göle dönüşen. Kendini tanımlasan da tutunamadığın. Bedenindeki yaralarına, hırslarına, zaaflarına ve zayıflığına bile güzel anlamlar yüklediğin. Korkunun değil umudun çiçek açtığı. Günün batışı değil, doğuşu. Dünyayı bir kenara bırakıp sadece onu kollarına aldığın. Baktığın değil, gördüğün... Bir tarafı düz bir tarafı kördüğüm. Yaşadıkça büyüdüğün, yaşadıkça küçüldüğün. Hem zor hem de çok kolay. Bulunmadan heyecanlandıran, bulunduğunda korkulan. Zamanı durduran, hızlandıran, seni o girdabın hoyrat kollarına bırakan. Sözcüklerin tükendiği, anlamların bittiği. Her şeye rağmen renkleri canlandıran, gökyüzünü alıp kalbine dolduran. Varlığın ve hiçliğin. Yazılmaya ve yaşanmaya sayısız farklı bedende, sayısız farklı biçimde devam edecek olan sevi hikayeleri. Seninki, benimki, onunki...
Onu, bir evi dolduran eşyaları biriktirir gibi çoğaltamazsın. Onu yenilemedikçe, duvarlarını ördüğün eşsiz taşları parlatmaya devam etmedikçe, etrafı büyük ve kalın bir ağırlıkla kaplanmaya başlar, sonunda karanlıkta yıkılır gider. Sevgi, insanın varlığıdır, insana ait bir eşya değil. Sevgi, insanın nefesidir. İnsana ait bir fotoğraf değil. Sevgi, elindeki eldir. Karşındaki bir yabancı değil. Sevgi, ruhunla birlikte yol alan diğer ruhtur. Ilık bir rüzgar gibi. Onu göremezsin ama hissedebilirsin. Bu hikaye, kiminle nasıl bir yolculuk yaptığınızın değil, kiminle hangi derinlikte yol alabildiğinizin hikayesidir. Zamana ve mekana bağlı olmadan... Herkes hikayesini tek başına yaşar. Aynı anlamı yaşayan, aynı yola çıkan, aynı düşleri kuran herkes, tıpkı tek başına ölümü kucaklar gibi tek başınalığında yazar kendi hikayesini. Bu yüzden yarım kalır, tamamlanamaz yolculuklar. Tek başınalığından vazgeçemediği sürece insan, ortak bir hikayeye sahip olamaz. Bu yüzden, düşün ki düşlerin yaşansın.
Onu, bir evi dolduran eşyaları biriktirir gibi çoğaltamazsın. Onu yenilemedikçe, duvarlarını ördüğün eşsiz taşları parlatmaya devam etmedikçe, etrafı büyük ve kalın bir ağırlıkla kaplanmaya başlar, sonunda karanlıkta yıkılır gider. Sevgi, insanın varlığıdır, insana ait bir eşya değil. Sevgi, insanın nefesidir. İnsana ait bir fotoğraf değil. Sevgi, elindeki eldir. Karşındaki bir yabancı değil. Sevgi, ruhunla birlikte yol alan diğer ruhtur. Ilık bir rüzgar gibi. Onu göremezsin ama hissedebilirsin. Bu hikaye, kiminle nasıl bir yolculuk yaptığınızın değil, kiminle hangi derinlikte yol alabildiğinizin hikayesidir. Zamana ve mekana bağlı olmadan... Herkes hikayesini tek başına yaşar. Aynı anlamı yaşayan, aynı yola çıkan, aynı düşleri kuran herkes, tıpkı tek başına ölümü kucaklar gibi tek başınalığında yazar kendi hikayesini. Bu yüzden yarım kalır, tamamlanamaz yolculuklar. Tek başınalığından vazgeçemediği sürece insan, ortak bir hikayeye sahip olamaz. Bu yüzden, düşün ki düşlerin yaşansın.
3.09.2019
Over Again
To escape this pain within me,
I would get rid of my heart.
If you're absent, than where would i be?
We were fine together,
In spite of the wrong timing, we always existed.
Now if we were to go back to the beginning and come across each other,
Same day, same place, same time.
If it were to be the year of hapiness and month of love.
If i were to see you for the first time,
During a snowy weather, warmness tingling within us, on a strange evening.
If i were to look into your eyes first and then become fascinated in your words.
If i were to hold your hand and never want to let go.
Tell me,
Would you search for the meaning of life again with me?
I would get rid of my heart.
If you're absent, than where would i be?
We were fine together,
In spite of the wrong timing, we always existed.
Now if we were to go back to the beginning and come across each other,
Same day, same place, same time.
If it were to be the year of hapiness and month of love.
If i were to see you for the first time,
During a snowy weather, warmness tingling within us, on a strange evening.
If i were to look into your eyes first and then become fascinated in your words.
If i were to hold your hand and never want to let go.
Tell me,
Would you search for the meaning of life again with me?
5.06.2019
İntihar
Yıkık dökük deniz fenerinin ardından tırmanıyordu usulca;
Yok olup yitmeden önce, son bir kez yürek ışığıyla
Yön verebilmek için insanlara.
Yani, kendisinden sonra bir deniz boyu maceraya
Yelken açacak olanlara.
Nedendir bilinmez, oralarda zaman hep pustu, ayazdı.
Üşüttü yelkenleri huysuz esen rüzgar,
Gemiler, uzak limanlara doğru yol aldı.
Milyonlarca ömre aşina dalgalar çılgınca koşuştururken kendi aralarında,
Onun bağrında bir tek ayışığı ve yıldızlar kaldı.
Gökyüzü, her gece serildi büyük bir iştahla denizin üzerine,
Pay alabilmek için mavinin sularında fısıldayan gölge sevdalardan.
Nereden bilecekti ki?
Büyünün kendi engin yüreğinden yeryüzüne serpildiğini,
Ve ona her baktığında gördüğü güzelliğin kendisinden resmedildiğini...
Dalgın bakışlarla süzdü yukarıdan mabedini,
Esirgemeden dağıttığı ilan-ı aşklardan derin bir nefes çekti,
Yumdu gözlerini denize, yıldızlara ve aya...
Asıp kendini, kendi engin boşluğunda,
İntihar etti gecenin aşk kokulu odasında.
Yok olup yitmeden önce, son bir kez yürek ışığıyla
Yön verebilmek için insanlara.
Yani, kendisinden sonra bir deniz boyu maceraya
Yelken açacak olanlara.
Nedendir bilinmez, oralarda zaman hep pustu, ayazdı.
Üşüttü yelkenleri huysuz esen rüzgar,
Gemiler, uzak limanlara doğru yol aldı.
Milyonlarca ömre aşina dalgalar çılgınca koşuştururken kendi aralarında,
Onun bağrında bir tek ayışığı ve yıldızlar kaldı.
Gökyüzü, her gece serildi büyük bir iştahla denizin üzerine,
Pay alabilmek için mavinin sularında fısıldayan gölge sevdalardan.
Nereden bilecekti ki?
Büyünün kendi engin yüreğinden yeryüzüne serpildiğini,
Ve ona her baktığında gördüğü güzelliğin kendisinden resmedildiğini...
Dalgın bakışlarla süzdü yukarıdan mabedini,
Esirgemeden dağıttığı ilan-ı aşklardan derin bir nefes çekti,
Yumdu gözlerini denize, yıldızlara ve aya...
Asıp kendini, kendi engin boşluğunda,
İntihar etti gecenin aşk kokulu odasında.
10.04.2019
A Magic Moment
Today, if you were to make a wish, what would it be? You're
entitled to one wishes, no much more.... Make an exception. Don't think so
much. So, if you wanna make a wish, just do it now. / Make a wish! Because a
wish returns to its owner. There is a wish in all humans, possibly the deepest
of all their wishes. But you must know that magic has its limits. You cannot
wish for life nor death. You cannot wish for more wishes. And once spoken, a
wish cannot be undone. And today is a magical day for to do it. So, you'll
probably get your wish.
... When you read these sentences what did you think about
it or how did you feel yourself? Excited? Convinced? Is today really a magical
day? I can say that, no. This is not a magical day. I could also say that a
thought is a wish. But a thought is not an act. It makes this only possible.
Can we envision the inconceivable? We're building pyramids, virtually
overnight. If it could be possible, it's meaning that we can make a quantum
leap or time travel. Sorry, not possible. Then we don't need a magical day or a
wish. We need to look at our inside. The miracle is there. What we did, or what
will do for ourselves. Maybe sometimes let it go. Because there is a different
thing in the life. We call it as destiny. With it, some things change. Some
things never will. A big dilemma. Maybe the decision is in your hands. So, what
do you think you must do? Right, nothing I can say can comfort you at the
moment. Did our fateful moment already pass us by? Or has it not come to find
us yet? We wipe the slate clean and start a second life. Imagine reaching a
point in life and realizing the whole thing has been one big rough draft. That
is the infinite deep of pure existence! It's far from everything. It's the
strongest most wonderful feeling you can have. It's love. It's your miracle.
But it sweeps up your other emotions and it has no rational basis. Therefore
sometimes instead of curing scars, you're making scars. I think it's because of
true emotions. Sometimes there's no way around it. It is as if the modern human
soul had awakened here. It was a slow evolution about love. We are not so
talented. Is there evidence of skills far beyond that of primitive man? And
what did primitive man thought about love? It's a great mystery. I am looking up
at the stars and wondering that, what happened thousands of years ago? When our
forefathers were still primitive. No movies, no politicians, no more words...
There was only primeval magic. They loved to basic things in their life with
passion. It was an energy. It was the source of pure love. Because there were not a lot of factors for confuse of their minds. So, I meant that, It’s our
most primitive sense. Love. Our unique passion and our medicine. At the same
time it’s our reason for being. Touch the stars in the sky, and fall in love.
It’s not easy, but it’s possible. Maybe today is a magical day for to do it.
Who knows?
31.07.2018
ακροστιχές
KO rku (derinlerde)
AD alet
(ürkek)
TA hrik (olma,
et)
AK ıl (kullan)
SL ogan (bul)
TA bu (yok)
RN (dönüşüm)
OM urgasızlaştırma
(diren)
FA rklılaştırma
(aynaya bak)
10.01.2018
SINAV
Y ........ P; M .......... : Ğ K! İ O P
C Q
X ............ ? O ....... Ö M Ş .... X
P S, H G
Ş ...... V B Ü .............. Ğ
İ ' J : I B .......... E L ; C .. , Ü I : !
Bardaktan boşanırcasına yağan seslerin altında yürürken keşfettik sessizliğin buğulu tınısını. O an, harflerin büyüsünde gizliydi. Cümlelerdeki anlamları aradık köşe başlarında ve çıkmaz sokaklarda. Paragraftaki noktalı yere getirilecek cümle herkes için farklıydı. Oysa soru basitti. Doğru cümleyi doğru yere yazmaktı zor olan. Paragraftaki anlamı kaybetmemek için uygun cevabı bulabilmek kolaydı da, hayattaki anlamı çözebilmek zordu. Hayat bir dizi sınavdan ibaretti kimilerine göre. Soruların arasında kaybolan, çığlık çığlığa uçuşan birer martı gibi kanatlarımızı çılgınca çırparak veriyorduk yaşam s(ınavını)avaşını. Aşağıdaki cümlelerden hangisi bir paragrafın başlangıç cümlesi olabilmek için uygundur diye sorsam?
C Q
X ............ ? O ....... Ö M Ş .... X
P S, H G
Ş ...... V B Ü .............. Ğ
İ ' J : I B .......... E L ; C .. , Ü I : !
Bardaktan boşanırcasına yağan seslerin altında yürürken keşfettik sessizliğin buğulu tınısını. O an, harflerin büyüsünde gizliydi. Cümlelerdeki anlamları aradık köşe başlarında ve çıkmaz sokaklarda. Paragraftaki noktalı yere getirilecek cümle herkes için farklıydı. Oysa soru basitti. Doğru cümleyi doğru yere yazmaktı zor olan. Paragraftaki anlamı kaybetmemek için uygun cevabı bulabilmek kolaydı da, hayattaki anlamı çözebilmek zordu. Hayat bir dizi sınavdan ibaretti kimilerine göre. Soruların arasında kaybolan, çığlık çığlığa uçuşan birer martı gibi kanatlarımızı çılgınca çırparak veriyorduk yaşam s(ınavını)avaşını. Aşağıdaki cümlelerden hangisi bir paragrafın başlangıç cümlesi olabilmek için uygundur diye sorsam?
- Merhaba?
- Elveda?
- Aslında her şey sonun başlangıcıdır.
- Her son, yeni bir başlangıcın müjdecisi olabilir.
- Biliyorum.
- Emin değilim.
- Bilmiyorum.
- Özgür düşün, hayatı hisset!
- Kaygılardan uzak yaşayan bir kalp özgürlüğünü çoktan ilan etmiştir.
- Kapalı kapıların ardındaki hayat daima güvenli bir limandır. Korkuların seni tok ve sıcak tutmaya yeter. Tüm olumsuzlukları başa sar, tekrar dinle. Etrafında hiç kimse kalmayana dek devam et buna. Kendine inan, başaracaksın!
Üçüncü cümleden çıkacak sonuç hayli ilginç olabilir. Çünkü bunu okuyan herkes şöyle diyecek: "Ben bunu asla yapmıyorum." Hayır, emin ol aynen bunu yapıyorsun. Parçada anlatılmak isteneni açıklayan en genel yargı şudur: "Kendini kandırma!" Parçanın sonuna konunun akışına göre getirilmesi gereken en doğru cümle ise: "Aynada kendinle yüzleşmekten ve değişimden korkma!" Böyle konuşan bir kişi için aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
- Sabit
- Değişken
- Ruh hali karışık
- Kendisiyle ve dünyayla barışık
Düşlediğimiz kimliklere kavuşabilmek için yaptığımız ya da yapmaktan kaçındığımız her eylemin genel toplamına verdiğimiz isim "karakter". Her birimizde farklı, her birimizde belki biraz daha derin ve yalnız...En sapa yalnızlıklarda bile büyük kalabalıklar gizlidir. Ve en derin karakterler bir gün dünyayı değiştirmek isteyebilir. İnsanların sığ sularda bile yüzeyde kalabilmek için çırpındıklarını görmek beni yaralıyor. Oysa sükunet ve kararlılık derin sulardaki en deneyimli rehberlerdir. Böyle konuşan bir yazar için aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
- Panik halinde yaşamaktan hoşlanır; genellikle hayat ellerinin arasından kayıp gider.
- Sakin bir kararlılıkla evreni duymaya ve anlamaya çalışır. Sessizliğin sihirli gücüne inanır. Ona göre cümledeki en önemli öğe boş konuşmak değil, eylemin ta kendisidir.
Bu şıklardan ikincisinde kendinden söz eden kişi için aşağıdaki niteliklerden hangisi en uygun düşer?
- Kibirli
- Ukala
- Bencil
- Düşünmekten, öğrenmekten, hissetmekten, yaşamaktan ve anlamaktan keyif alan. Genellikle negatif kişilerce negatif olmakla yaftalanan, "yansıtma" için en elverişli kişilik.
Bu parçada yazar, kişilerin hangi özelliği üzerinde durmamıştır? İnsana özgü hangi özellikler kullanılabilir durumdadır hala? Raf ömrü geçmiş midir müzmin yalnızlıkların, mutsuzlukların? Yerli yerinde kullanılmış mıdır tüm soru işaretleri, ünlemler, virgüller, kalpleri hedef alan iğneleyici sözcükler? Hayat bize noktayı koymuş olabilir mi daha yazılacak cümlelerimiz varken? Peki sizce bu parçada aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
- Endişe
- Korku
- Sevgi
- Umut
- Düş
Tüm bu hislerin yarattığı karmaşayla yeni bir güne başlıyorsak, her yeni gün bir hayal gibi akıp gidecek avuçlarımızın arasından. Tek cevap hakkımız olsa, sadece bir seçeneği sırtımıza alıp yolumuza devam etme şansı verilmiş olsa acaba hangisini tercih ederdik? Benim tercihim umuttan yana olurdu. Çünkü, umudun içinde barındırdığı tüm gerçekler aydınlıktır. Bunlar kaygı ve korkularımız olsa bile. Çoktan seçmeli sınavlarda (hayatlarda) doğru bildiğimiz soru için yanlış şıkkı seçme olasılığımız da yüksektir. Şıklardan birinin tuzak olmadığını kim iddia edebilir? Kimilerimiz için tercih edilebilir seçenekler varken, bazen de hiçbir şıkkın verilmediği klasik bir sınavdır yaşam. Soru sorulur, süremiz başlar ve büyük bir stresle bildiklerimizi karalamaya çalışırız ömrümüze. Belki de başkalarının direttiği seçeneklerden çok daha farklı bir yanıta sahibizdir. Belki bilinmeyen doğrular bilinenlerden çok daha farklı bir yön verebilir bizlere. Yarının neler sunabileceğini tahmin edebilir miyiz? Doğduğumuz günden beri kavgasını verdiğimiz şey bir sınav değilse ne?
Bu parçada yazar, aşağıdakilerin hangisinden özellikle yararlanmıştır?
Bu parçada yazar, aşağıdakilerin hangisinden özellikle yararlanmıştır?
- Karşılaştırma
- Benzetme
- Somut kavramlar
- Soyut kavramlar
- Hiçbiri
Süreniz başladı... Bu sınavda yanlışlar doğruları götürmeyecektir!
6.11.2017
978 Words and Love
It's hard to start from somewhere new. A person would want to
carry on with what has been left unfinished. The warmth that one is familiar
to, would seem much more appealing than an unknown new beginning. What I
mean by this can be anything in your life. Though generally, stories which
have been left unfinished have a share of this. The peak where passion and
weakness reaches is broken. One day when discussing love, someone said
"please write this" to me. As everyone's experiences of love are
different, millions of definitions can be made of this subject. Is it not
because of this that poems, stories, and myths about love are created by a
never-ending source of creativity? The first rule is not to be afraid. Why is
it that when people find something precious, instead of feeling excitement
they are overcome by fear? The second is not being able to become complete.
Even if you were to pass these two stages, you will struggle with the third.
Forget. If you are lonely at the edge of a deep cliff, in between trying to
forget and have already forgotten, then this means you have found love a long
time ago and have lost it. Nature's magnificent law is heartless like
this. Of course, rule two and three consist of "living". As this is a
short trip within the spirit world, I do not feel there is any need
to detail this further. Because within the real rules the dominant feelings
consist of not being able to live. And this is exactly where love is hidden. It
is those that we fit into our short lives; pushing away love into a corner
after getting ourselves into an arm full of fuss but never ever being able to
give up on it. That mysterious feeling... It's as scary as diving into the
sea sunken in fog at twilight. Fighting in disguise... Whereas all the cards
have been opened and you must have put your soul on the table a long time ago.
You'll understand when your soul has been taken in control. If you want to
live deeply, you must be willing to do so. What is most important is not that
you take your soul back, but the ways you will find to purify it from all its
pain. As it is with all topics, with this matter as well, that which is
"natural" should be believed for its pureness and realness. There is
no time to suffocate oneself into unnecessary detail. For the duration between
the matters two and three are quite limited. Why is it that the time we reserve
on shopping is more? Even the time spent on eating, sleeping, silliness,
laziness and work. Why is it that when I go out, the faces that I see are
so meaningless? Why is time spent on pointless conversations? What is the need
for anger and insensitivity? Why can we not think more deeply? Is it
because the future seems dark and frightening that we choose the easy
path? Life, marriage and relationships; I think it seems to consist of
holding hands whilst window shopping, filling up the basket and having
something to eat and drink. Because this is the only view I am able to see. The
frenzy in consumption has become a serious distraction for the human race.
Empty and meaningless staring eyes along with useless words....Are we turning
into the living dead, with fake identities? Is simplicity this hard for us?
Aside from the human race, nature and everything to do with life continue
in calmness and harmony. This is the love nature has for the world. Yet we are
moulded by jealousy and greed, burning and tearing everything down. Within
time, our memory forgets about timelessness. This is why we are not polite
towards love anymore. This is why the love that once started with deep
passionate feelings turns into indelicacy. Love has passed its shelf
life and is a jar full of heartbreaks; only a little flavour of honey that
is left in our taste buds. Where in our lives have we forgotten love? Are we
able to remember? Maybe if we completely got rid of love's definition then
we may encounter the simple truth. Because those who become motivated by greed
and selfishness whilst clutching onto their desire are mistaken by love.
Without the soul of the other emotions, it is a nothing all on its own. For
instance, take a look at your closest friends. Those that you most love and
admire about them, are actually traits that you would have most wanted to have
yourself. Sincerity, success, confidence, joy...It's not having the same
perspective in life that keeps us close. It is a reflection of those that
are completed or think they are, in what we may lack. This is why you have
pleasure in spending time with friends. Love is a different version of
this. No matter how much differently women and men reflect in the
world, we fall in love with those that we believe may complete us. So if
we go back to square one; everyone is nothing but a narcissist that is in love with
themselves. What has been overlooked is that with love, the emotions that
come with friendship, should be put in first place. I think that
nowadays what people cannot solve is this; hitting and falling back from walls
built around imitation and lies. Until bruised and hurt. Maybe the yearning
felt for pureness and realness will one day enable to knock down the
walls. And those of us who are still surviving will continue on our journey.
After all these sentences, I can seem to hear the whispers rising. You're
right. There was no need for all these words. Actually, love is just a
desire for one to burn their soul...
- Translated by Oya Varol
7.07.2017
In Brief
Life starts
with your name,
Life than
comes to an end with your name…
My life in
brief.
Is between
these two sentences.25.06.2017
Questions Answers
New,
If a brand
new life was proposed to you, what would you do? Where all your memories have
been erased, the life that you have lived, the rights and wrongs have
completely vanished. A brand new page, the thing you most wanted…
A life where
you are more beautiful,
More rich,
More
successfull,
More loved,
More unique,
More,
More,
More.
Does it ever
end? Where would it all fit?
And this is
all that we are, as we are.
The rest is
all down to what you are able to achieve and consist of your talents. Having
false dreams will wear you down, cause pain and make you become a stranger to
yourself. You will become a prisoner of property, Money and greed.
Whereas, our
only wish it to be free. Being able to walk on a brand new page without erasing
the past is freedom. Life consist of the stories of the past. The meaning of
life is not hidden in the now, but in the past.
It is in all
the seconds that have passed us by. Now is the main thing, later on is a dream,
beyond is so and so…
- Translation by Oya Varol
30.01.2017
Kassandra’dan Günümüze Bir Yolculuk
Troya Antik Kentinin bende farklı bir hatırası ve izi
vardır. Anılar canlanınca size Yunan mitolojisinden bir efsane anlatarak başlamak istedim.
Kassandra’nın hikayesidir bu... Pek çoğunuzun Troy filminden anımsayacağı Troya
(Truva) Kralı Priamos’la karısı Hekabe’nin kızıdır. Kassandra, Priamos’un
oğulları Hektor ve Paris’ten sonra en ilgi çekici çocuğudur. Kassandra’nın
trajik bir hayatı olmuştur. Geleceği görme gücüyle yıkımları önlemeye çalışan,
ancak kimseyi sözlerine inandıramadığı için başına gelen belalardan daha fazla
etkilenip üzülen bilicinin dramını simgeler Kassandra. Yani günümüz anlayışına
göre ileriyi görebilen ancak sözünü dinletemeyen bilinçli insanın dramını. Efsaneler
Kassandra’nın bu gücünü farklı yorumlarla anlatmışlardır. Bir efsaneye göre
Kassandra ile ikiz kardeşi Helenos henüz bebekken, Priamos ile Hekabe tanrı
Apollon şerefine, tanrının şehir dışında bulunan tapınağında bir şenlik
düzenlemişler ve törenin sonunda çocuklarını tapınakta unutup gitmişler. Ertesi
sabah çocuklarını almaya geldiklerinde korkunç bir manzara ile karşılaşmışlar. Kassandra
ile Helenos beşiklerinde uyuyorlar ama iki yılan çevrelerini sarmış; bebeklerin
gözlerini, kulaklarını yalıyorlardı. Bu eylemle çocukların duyuları arınmış,
insanların göremediği, duyamadığı gerçeklerin algısına açılmış oluyordu. Yani ikisi
de kahin olmuştu.
Başka bir efsane ise Kassandra’nın biliciliğini şöyle
açıklar. Tanrı Apollon, Kral Priamos’un güzel kızına aşık olur. (Aşk deyince
akan sular durur. Eminim ki bu hikaye daha çok dikkatinizi çekti.) Neyse devam
edelim. Apollon kıza; eğer aşkını ona verirse kendisine bilicilik yeteneği
bahşedeceğini söyler. Kassandra bu teklifi kabul eder ama bilicilik yeteneğini
aldıktan sonra Apollon’a ne kendisini ne de aşkını vermeye yanaşmaz. Tanrı Apollon
bu duruma inanılmaz derecede öfkelenir. Haksız mı? Kassandra’nın ağzının içine
tükürür. Böylece kıza verdiği yeteneğin etkisiz kalmasını sağlar. Kassandra yine
de geleceği görebilecek, gördüklerini haykıracak ama hiç kimseyi sözlerine
inandıramayacaktır. Böylece Kassandra tanrı gücüyle dolarak kehanette bulunan
bir sözcü olur. Kardeşi Helenos ise daha çok kuşların uçuşuna (Sizlere anlatmayacağım
ama kuşların uçuşu ile kehanetler arasındaki bağlantıya inanmamı sağlayan, asla
unutamayacağım bir olay yaşamıştım… Sadece hayatınızdaki bazı işaretlere inanın
ve onları anlamlandırın diye belirtiyorum.) ve bazı işaretlere bakarak geleceği
haber veren bir yorumcudur. Her ikisi de talihsizdir.
Kassandra, Troya tarihinin bütün olaylarını önceden görmüş
ve söylemiştir. Paris (Truva savaşlarının çıkmasına neden olan kardeş), İda Dağı’ndan
dönünce (bu hikayeyi de ayrıca anlatacağım), bu delikanlının hemen
öldürülmesini istemiş, sonra Yunanistan yolculuğu dönüşünde Paris Helena’yı
Troya’ya getirdiğinde de bu kadının büyük bir yıkıma neden olacağını hemen geri
gönderilmesi gerektiğini söylemiştir. Savaş sırasında şehrin yıkımına yakın
tahta atın içeri alınmasına engel olmaya çalışmıştır. Gördüğünüz gibi mitolojik
hikayelerde de, günümüz dizilerindeki gibi yılan hikayesine dönmüştür her şey. Anlattıklarım
çok da enteresan gelmemiş olabilir bu yüzden. Ne de olsa ekranın renkli yüzleri
, bu hikayelerden çok da farklı hayatlar sunmuyor öyle değil mi? Kassandra, krallar
kralı Agamemnon’a köle olarak verilir sonunda. Kızın asıl çilesi bundan sonra
başlar. Agamemnon kıza aşık olur ve onu kendisine eş olarak Mykene’deki
sarayına götürür. Kassandra o zamana kadar bakiredir. Pek çok talibi çıktığı
halde evlenmemiştir. Babası onu Othryoneus isminde bir genç ile evlendirecekken,
bu adamın savaşta ölmesiyle Kassandra bekar kalmıştı. Kassandra’nın Agamemnon’un
tutsağı olarak Yunanistan’a geliş efsanesi tragedyaya konu olmuş ve Aiskhylos
en güçlü oyunlarından biri olan “Agamemnon’a” esinlenmiştir. Kassandra asıl bu
dramla kendini tamamen dile getirme fırsatını bulur. Mykene sarayında Agamemnon’un
da kendinin de başına gelecekleri , Klytaimestra’nın eliyle öldürüleceklerini
açık açık görür, haykırır, bağırır, dövünür ama hiçbir şeyi önleyemediği gibi,
bu yıkımı da ölümü de engelleyemez. Bunu anladığında, Apollon’un bağışladığı
bilicilik hünerine lanetler okur.
Böylece efsaneler ve türlü anlatılar sürer gider. İnsanlar antik
çağlarda anlam veremedikleri doğa olaylarını, savaşları, asilleri, kahramanları
mitolojik hikayelerle tanımlamaya çalışmışlar. Bizler de günümüzde anlam
veremediğimiz olayları genellikle es geçiyoruz. Bilmeden, öğrenmeden, okumadan,
çabalamadan fikirler beyan ediyor; başımızı emme basma tulumba gibi sallıyor ve
bizlere sunulan her şeyi sorgulamadan evetliyoruz. Oysa insan olmanın bir
numaralı kuralı, düşünmek. Sorgulamak, bilmiyorsan sormak, öğrenmek, anlamaya
çalışmak. Cehaletin büyük bir erdem olduğuna inanlar, inandıkları şeyin ne
olduğunun farkında bile olamayanlardır. Dünya büyük bir boşlukta. Dünya giderek
büyüyen bir boşluk. Dünya boş… Gerçek olan bizleriz.
Sadece bir dörtlük yazasım var bu yazının sonunda;
“Hayata karşı savunurken kendimi, susma hakkımı
kullanıyorum.
Sana sustuğum her şeyi, kendimle konuşuyorum.
Susmakla kapanacaksa içimdeki boşluk,
Ben, giderek yok oluyorum…”
Efsane Kaynak: Azra Erhat – Mitoloji Sözlüğü
15.01.2017
630 Kelime ve Aşk
Yeni bir yerden başlamak zordur. Yarım kalmış olan ile yola
devam etmek ister insan. Alışılmış olanın sıcak duygusu, bilinmeyen
başlangıçlardan daha cazip gelir. Bununla kastettiğim, hayatınızdaki herhangi
bir şey olabilir. Ama genellikle yarım kalan hikayeler bundan nasibini alır.
Tutkunun ve acizliğin doruğa ulaştığı nokta, yarım kalmışlık. Bir gün, aşkın
kendimizce tanımından söz ederken birisi bana “bunu lütfen yaz” demişti.
Herkesin bu konuda yaşadığı deneyimler tamamen farklı olduğu için tanımı da milyonlarca farklı
şekilde yapılabilir. Bu yüzden değil midir aşk üstüne yazılan şiirlerin,
öykülerin, efsanelerin bitmez tükenmez bir kaynaktan oluk oluk akması? Birinci
kural korkmamak. İnsanlar değerli bir şey bulduklarında neden heyecan değil de
korkuya kapılırlar? İkincisi ise tamamlanamamak. Bu iki aşamayı
geçebiliyorsanız da, üçüncüde zorlanacaksınız. Unutmak. Unutmayı çok istemekle
unutmak arasındaki derin uçurumun kenarında yapayalnızsan, aşkı çoktan bulmuşsun
ve kaybetmişsin demektir. Doğanın muhteşem kanunu böylesine acımasız çalışır.
Tabi ikinci ve üçüncü kural arasında tırnak içinde “yaşamak” var. O, ruhlar
aleminde çok kısa bir gezinti olduğu için ayrıca belirtmeye gerek görmüyorum. Çünkü
esas kurallar içinde baskın olan hissiyat yaşayabile-memek. İşte aşk tam da
burada gizli. Kısacık hayatlarımıza sığdırabildiğimiz; kucak dolusu telaşa
kapılıp bir kenara ittiğimiz ama asla vazgeçemediğimiz aşk. O gizemli duygu…
Sis çökmüş bir denizin alacakaranlığına dalmak gibi ürkütücü… Kendini
gizleyerek kaçak dövüştüğün…Oysa tüm kartlar açılmış ve sen ruhunu çoktan
masaya koymuşsundur. Ruhun ele geçirildiğinde anlarsın. Eğer iliklerine kadar
yaşamak istiyorsan, buna razı olmalısın. Önemli olan ruhunu geri almak değil,
onu bu acıdan nasıl arındıracağının yollarını bulmak. Her konuda olduğu gibi bu
konuda da “doğal” olanın saf ve gerçekliğine inanmalı. Gereksiz ayrıntılar
içinde boğulmaya vakit yok. Zira ikinci ve üçüncü madde arasındaki süre epey kısıtlı. Neden alışverişe
ayırdığımız zaman daha fazla? Yemek yemeye, uyumaya, saçmalamaya, tembelliğe,
işlerimize? Neden sokağa çıktığımda gördüğüm yüzler anlamsız? Neden bomboş
konuşmalarla harcanıyor zaman? Bu öfke, bu hissizlik neden? Neden daha dipten,
derinden düşünmeyiş? Gerçekler karanlık ve ürkütücü geldiği için mi kolayı
seçmek? Hayat, evlilik ve ilişkiler; alışveriş merkezlerinde el ele tutuşarak
çılgınlar gibi vitrinleri incelemek, sepetini doldurmak ve yiyip içmekten
ibaret sanırım. Çünkü görebildiğim, gördüğümü zannettiğim tüm manzara bu. Tüketim
çılgınlığının, insan genetiği üzerindeki ciddi tahribatı… Bomboş ve anlamsız
bakan gözler, incir kabuğunu doldurmayacak sözler… Yaşayan ölülere mi
dönüşüyoruz? Sahte kimliklere mi bürünüyoruz? Sadelik bu kadar mı zor bizim
için? İnsan ırkının dışında doğaya ve hayata dair her şey sakin bir uyum içinde
hayatını sürdürüyor. Doğanın dünyaya olan aşkı bu. Biz ise yakıyor, yıkıyor,
hırslanıyor, kıskanıyor ve açgözlülükle yoğruluyoruz. Zaman içinde, zamansızlığı
unutuyor belleklerimiz. Bu yüzden incelikli değiliz artık aşka. Bu yüzden
nezaketsizliğe dönüşüyor büyük tutkularla başlayan hisler. Aşk, raf ömrü
tükenmiş bir kavanoz dolusu kalp ağrısı; ağızlarımıza çalınmış bir parmak bal
şimdi. Aşkı hayatımızın neresinde unuttuk? Hatırlayabiliyor muyuz? Belki de aşkın
tanımını çöpe atsak yalın gerçekle karşılaşırız. Çünkü tutkunun pençesinde
hırslanan, bencilleşen ve arzulayan insanın en büyük yanılgısıdır aşk. Ona
nefes veren diğer duygular olmadan tek başına bir hiçtir. Örneğin en iyi
dostlarınıza bir bakın. Onda gördüğünüz ve sevdiğiniz her şey, aslında
kendinizde de olmasını istediğiniz özelliklerdir. Samimiyet, başarı, özgüven,
coşku… Hayata bakışın ‘bir’ oluşu değildir insanları birbirine yakın tutan. Kendi
eksikliklerinizi tamamladığını ya da tamamlayacağını düşündüğünüz birer
yansımanızdır. Bu yüzden de birlikte vakit geçirmekten keyif alırsınız dostlarla.
Aşk bunun farklı bir versiyonudur. Kadın ile erkeğin dünyaya yansıması her ne
kadar zıt olsa da bizi tamamlayacağına inandığımız kişilere aşık oluruz. Yani en
başa dönersek eğer; her insan aslında kendine aşık narsistten başka bir
şey değildir. Gözden kaçırılan nokta, aşkta da dostluk duygusunun ilk sıraya
konması gerektiğidir.
Günümüz insanının çözemediği sorun bence şu; sahte ve yalan
hayatlardan örülü bir duvara çarpmak, gerilemek, çarpmak… Kanayıncaya ve
kanatıncaya kadar. Saf ve gerçek olana duyulan ‘gerçek’ özlem, belki bir gün tüm
duvarları yıkmamızı sağlar. Ve biz hala hayatta kalanlar, yolumuza devam ederiz. Tüm
bu cümlelerin ardından yine de fısıltıların yükseldiğini duyar gibiyim. Haklısınız.
Bunca söze hiç gerek yoktu. Aslında aşk sadece bir insanın canını delicesine yakma
isteğiydi…
31.07.2016
Uğruna gözyaşı döktüğüm her şeye elveda
İsmimizin harfleri arasında tutsak geçen bir hayatı yaşıyoruz. O harflerden kendimize bir yol yapıp, ardımıza bile bakmadan uzaklaşıyoruz başlangıçtan yok oluşa, sanki her şeye çok geç kalmışız gibi. Yaşamı kısaca kestirip atamazsın, olur olmaz nedenlerle uzatamazsın. Eğip bükebilirsin belki ama parçalayamazsın. Yeniden şekillendirip karşıdan bakar, beğenmezsen de küsüp ağlarsın. Kendini kaybedersen, yolunu kolay kolay bulamazsın. Çünkü insanoğlu gariptir ki, acı çekmekten ve çektirmekten gizli bir haz duyuyor. Ama kendine, ama başkalarına. Acının verdiği keyifle coştukça coşuyor, sonunda mutsuzluk dev bir kartopu gibi büyümüş oluyor. Huzurlu yaşamın sırrı, öncelikle ruhunu özgür bırakmaktan geçer. Özgürlük de, cesaretten can alır. Her şeyin başında, daha dünyaya gelirken sunuluyor bize özgürlük. İlk sınavımızdaki seçmeli sorulardan birinin yanıtıdır belki de. Onu seçmekse tercih meselesi. Biz her zaman kolay olanı seçiyoruz tabi. Çünkü iki yüzlüyüz. Bir yanımız aydınlık, diğer yanımız elbette karanlık. Karanlığın gizemi aydınlığı bastırıyor, albenisiyle içine çektikçe çekiyor, amansız bir yolculuğa çıkılıyor sonuçları baştan belli olduğu halde. Aslında mutluluk çok kolay elde edilebilir. Basit bir hayat yaşamaktan geçer yolu. Çevrene saçtığın ışık ve sevgi kadar büyür, sonunda en güzel armağanı verir sana. Yanında seninle birlikte yürüyen insanlar, yani dostlar. Aydınlık ve basit bir yolda sadece insan biriktirmiş olursun. Zaman zaman elbette boşluğa düşecek, elbette çıkmaz sokaklarda günlerce belki aylarca koşturacağız. Ama hiçbir zaman güneşin doğuşunu en muhteşem haliyle tekrar izleyemeyeceğimizden bahsetmeyin bana. Bir hayal ürünüymüş gibi değil, kanlı canlı yaşamaktan bahsedin. Coşku dolu, telaşlı, heyecanlı... Sıfatı bol bir hayat, anlamlı. Kafa karıştıran sorulardan uzak, sadeleşmiş bir ruhun serüveni her zaman mutlu sonla biter. Bu basit ve tek yoldur. Cevapsız soruları, kafa karıştıran senaryoları, gereksiz fazlalıkları bir kenara bırakın. Zira dünya bu kadar ağırlığı üzerinde taşıyamayacak kadar yaşlı ve yorgun. Taşıdığımız her yük bizi kendimize köle ediyor. Oysa hiç birimiz bedenlerimize hapsolmuş birer ruhtan ibaret değiliz, bu bedenler için seçilmiş ruhlarız. Bu da insanoğlunu özel kılıyor. Yaşam, nasıl doğduğumuzdan çok nasıl öleceğimizle ilgilidir. Tam da bu yüzden, bu iki nokta arasındaki en kısa uzaklık, onları birleştiren doğru parçasının uzunluğudur. Tıpkı matematikte olduğu gibi. Doğru sonuca giden en kısa ve basit yol...
Kendinizi her konuda fazlaca mükemmel olma çabasından arındırın. En güzel yazınızla yazmayıverin her yere. Kargacık burgacık harflerle daha iyi anlaşırsınız belki. Sorunlara gereğinden fazla odaklanmamalı mı acaba? Bunu yaptığımızda sanki çözümden de uzaklaşıyoruz gibi. Bazen oluruna bırakmak en iyisidir. Görmek istemediğimiz şeyler olur ara sıra. Bakmamayı öğrenmeli mesela. Cevaplarının canımızı yakacağını bildiğimiz soruları sormamak nasıl olur peki? En saf yanımız çocukluğumuzdu. İçimizdeki çocuktan uzaklaştığımız kadar kirlendik hepimiz. Tozu dumana katarak büyümeye çalışırken bir var olup bir yok olduk. Hatırlamaya çalışın, aklınızda çocukluğunuzdan kalan neler var? Ve ara sıra dua edin tanrıya. "Ya yetinmeyi öğret bana, ya da mücadele etmeyi. İkisinin arasında kalırsam eğer boşlukta kayboluyorum" diye. Hiçbir ruh haline mensup olmayın. Zaman kaybından ve gereksiz takıntılardan başka bir şeye yaramıyor. Baktınız ki size uymuyor, değiştirin gitsin. Aşkı boş yere aramayın, inançsızlıktan değil, zamanı geldiğinde o sizi bulur zaten. Aşkın sonu selamet mi diye de sorgulamayın, siz sorularla boğuşurken o avuçlarınızdan sessizce uçar gider. Bunun yerine aşkınızın her şeyi olmayı deneyin. Havası suyu, toprağı, gökyüzü... Yani ona dokunan her şey... Ve; ansızın ölüverirseniz eğer, düşündüğünüz en son şey o olsun diye, inanılmaz sıklıkla onu geçirin aklınızdan günün her saatinde. Aşkınız, aynı zamanda en iyi dostunuz olmalı ki konuşmalarınız hiç tükenmesin. Çünkü tüm ayrılıklar, olmadığınız birisi gibi görünmeye çalıştığınızda yaşanır. En doğal halimizi, en acınası, en zayıf yanlarımızı hep iyi dostlarımız bilir. Ve bundan keyif almaz, bizi tamamlamaya çalışırlar. Aşk da bir tamamlanma hali olmalıdır. Birisine hayatınızı anlatırken iyi düşünün, çünkü bu şekilde onu hayatınıza almış olursunuz. Unutmadan; bir şehri çok sevin ki, siz ondan ayrıldığınızda sokakları sizi hatırlasın. Kendimizi bir yere ancak böyle ait hissedebiliriz.
Tutunacak dallarımız sadece içimizde filizleniyor.
Hayat, biriktirebildiğimiz güzellikler kadar, hayat bir güne sığdırabildiklerimiz kadar...Hiç bir kitapta tanımlanamaz mutluluk. Çünkü o bize ait, bize özel. Bizim yolumuzda ve seçimlerimizde...
Ben kendime çoktan söz verdim, uğruna göz yaşı döktüğüm her şeye elveda...
Kendinizi her konuda fazlaca mükemmel olma çabasından arındırın. En güzel yazınızla yazmayıverin her yere. Kargacık burgacık harflerle daha iyi anlaşırsınız belki. Sorunlara gereğinden fazla odaklanmamalı mı acaba? Bunu yaptığımızda sanki çözümden de uzaklaşıyoruz gibi. Bazen oluruna bırakmak en iyisidir. Görmek istemediğimiz şeyler olur ara sıra. Bakmamayı öğrenmeli mesela. Cevaplarının canımızı yakacağını bildiğimiz soruları sormamak nasıl olur peki? En saf yanımız çocukluğumuzdu. İçimizdeki çocuktan uzaklaştığımız kadar kirlendik hepimiz. Tozu dumana katarak büyümeye çalışırken bir var olup bir yok olduk. Hatırlamaya çalışın, aklınızda çocukluğunuzdan kalan neler var? Ve ara sıra dua edin tanrıya. "Ya yetinmeyi öğret bana, ya da mücadele etmeyi. İkisinin arasında kalırsam eğer boşlukta kayboluyorum" diye. Hiçbir ruh haline mensup olmayın. Zaman kaybından ve gereksiz takıntılardan başka bir şeye yaramıyor. Baktınız ki size uymuyor, değiştirin gitsin. Aşkı boş yere aramayın, inançsızlıktan değil, zamanı geldiğinde o sizi bulur zaten. Aşkın sonu selamet mi diye de sorgulamayın, siz sorularla boğuşurken o avuçlarınızdan sessizce uçar gider. Bunun yerine aşkınızın her şeyi olmayı deneyin. Havası suyu, toprağı, gökyüzü... Yani ona dokunan her şey... Ve; ansızın ölüverirseniz eğer, düşündüğünüz en son şey o olsun diye, inanılmaz sıklıkla onu geçirin aklınızdan günün her saatinde. Aşkınız, aynı zamanda en iyi dostunuz olmalı ki konuşmalarınız hiç tükenmesin. Çünkü tüm ayrılıklar, olmadığınız birisi gibi görünmeye çalıştığınızda yaşanır. En doğal halimizi, en acınası, en zayıf yanlarımızı hep iyi dostlarımız bilir. Ve bundan keyif almaz, bizi tamamlamaya çalışırlar. Aşk da bir tamamlanma hali olmalıdır. Birisine hayatınızı anlatırken iyi düşünün, çünkü bu şekilde onu hayatınıza almış olursunuz. Unutmadan; bir şehri çok sevin ki, siz ondan ayrıldığınızda sokakları sizi hatırlasın. Kendimizi bir yere ancak böyle ait hissedebiliriz.
Tutunacak dallarımız sadece içimizde filizleniyor.
Hayat, biriktirebildiğimiz güzellikler kadar, hayat bir güne sığdırabildiklerimiz kadar...Hiç bir kitapta tanımlanamaz mutluluk. Çünkü o bize ait, bize özel. Bizim yolumuzda ve seçimlerimizde...
Ben kendime çoktan söz verdim, uğruna göz yaşı döktüğüm her şeye elveda...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Ahmet Bey'in Anısına... Zamanın Dokunuşuyla
Yolculuğunuzun kilit noktalarında bazı insanlar vardır. Hayatınızda oldukları için mutlusunuzdur. Size anlam katarlar. Anlamınızı anlamanı...
-
Yolculuğunuzun kilit noktalarında bazı insanlar vardır. Hayatınızda oldukları için mutlusunuzdur. Size anlam katarlar. Anlamınızı anlamanı...
-
Ruhuma yaptığım bir başkaldırıdır benim öfkem. Derinliklerimde uyuklar, soluklanır; damarıma basıldığı anda tüm saldırganlığı ve yıkıcılığı...




