Ağzı mantarla kapalı küçük şeffaf bir şişenin içine sakladığım duygularım birer birer ortaya çıkıyor şimdi. Canımın yandığını hissediyorum baharla birlikte gelen anılardan. Daha dün bir çocukken; şimdi büyüyüp de dünyayı her şeyiyle öğrenmeye çalışmak kanatıyor bazen üstünkörü kapatılan yaraları. Sabahın ilk saatlerinde bunları düşünürken; kumruların çınarlara akın ettiği uzun, soğuk ve hüzünlü günlerin ardından; çiçeklerle bezeli bir evren uyanışa geçiyor, görüyorum...Evin sıcaklığıyla buğulanmış camların ardından ıssız sokağı izlediğim günler bitiyor bitmesine de, içimdeki kış bitmek bilmiyor. Bitmesini hiç istemiyorum nedense...Baharı ne kadar çok özlesem de kıştır benim mevsimim.
Gönlümde dünkü çocuğun coşkun kahkahaları savrulurken, diğer yanda yaşamın alışamadığım engelleri göz alabildiğine uzanıyor sıra dağlar gibi. Öğrendim artık, evet zordur yaşamak. Yaşamı zorluklarıyla kabullenmek ise çaresiz bir mutluluk. Beklentilerimizi azalttıkça artan bir haz sunulur ömrümüze. Kısıtlı, alelacele yaşanan günlerle çevrilmiş buluruz kendimizi. Oysa ki bahar geldi yeryüzüne. Her yılın dörtte biri kadar, doksan iki gün, ikibinikiyüzsekiz saat, yüzotuzikibindörtyüzseksen dakika çarpı ömrümüz bahar...Geldi, geçiyor yine sevinçlerin mevsimi. Bir ucundan hayata bağlı, diğer ucundan aşka. Bazen bir hamal gibi sırtında taşır şımarık hallerimizi, bazen de kanatlarına sarar uçurur. Hayır, kendimi kaptıramam baharın sahte coşkusuna. Zamanla, hasretin duygusuzlaştırdığı kalbime isyandır çünkü bahar. Rüzgarla savrulurken, ruhum kayıp düşer ellerimin arasından ve paramparça dünya. "Sen , benim artık hiç gelmeyecek baharımsın." Kumsaldaki sandalımızın üzerine ilişip durgun kış denizini seyrederken düne, bugüne ve yarına dair aklımdan geçenler sadece bunlar...
Baharla başlayan her şey yeni bir baharda son bulur. İçimizde hüküm süren, sessiz bir kıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder