4.03.2014

DuVAR

Benliğinizin ikiye bölündüğünü hissettiğiniz anlar olmuştur mutlaka. İçinizdeki yanılgılardan, kuşkulardan beslenen; ruhunuzu ansızın kuşatıveren hüzünlerden örülü bir duvarın yükseldiği ve sizi ikiye böldüğü anlar... Varlığımızı yavaş yavaş, sinsice ele geçiren bir virüstür bu. Asla farkına varamazsınız içine sürüklendiğiniz derme çatma ruh halinin. Tam da " her şey yolunda gidiyor" derken çörekleniverir tüm ağırlığı ve miskinliğiyle üzerimize. Aslında zamanın biriktirdiği, bizim geç farkına vardığımız yaralardır açılan. Önemsemediğimiz, es geçtiğimiz tüm detaylar, bu devasa duvarı ören birer tuğladır sadece. Ömrümüzden eksilen her saniyede, üst üste dizilerek umarsızca yükselirler içimizde. Bu duvarı yıkabilmek için, önce güçlü bir kişiliğe sahip olmak sonra da gerçekçi olmak gerekir. Hayatın sunduğu tüm güzellikler, birer dinamit etkisi yaratır duvarımızda. Sabah uyanıp aldığımız ilk derin nefes, hava puslu olsa da ara sıra bulutların arasından bize göz kırpan güneş ışıkları, rüzgarın hoyratça da olsa esişi, dünyada tutunabilmek için vermemiz gereken mücadelenin bizi çağıran sesi... duvarı delik deşik etmeye yeter de artar bile. Yüreğimize koyduğumuz yaşam türküsünü söylemenin belki de tam zamanıdır şimdi. Git gide yükselen bir melodidir hayat. En başta da, kendimizle mücadele etmeyi gerektirir. Böylece, başardıklarımızla birlikte gelen alkışlar yankılanacaktır içimizde; kör, sağır ve dilsiz bir duvarın aciz sessizliği değil... Mücadele ederken,  "kapının önüne kıvrılmış bir yavru kedi" kadar ıssız ve çaresizizdir bazen bu varoluşta. Dipsiz bir kuyu gibidir ve çok farklı yollar dener bizi sınamak için hayat. Mesela, en sevdiklerimizin yokluğuyla terbiye eder. Yokluğuyla yok olacağımızı düşündüğümüz insanlar... Hayaliyle de olsa bizi yaşatan, özlenen, bazen gözyaşlarımızda gizlenen... Uzak diyarlardan, gösterdiğimiz tüm çabaya destek veren... Gücümüzün kaynağı aslında tam da burada, sevgimizde. Her kapı, her sorunun çözümü ona açılıyor. Klasik sorudur, sevgi varken nefret niye? Cevabı hepimiz çok iyi biliyoruz aslında. İnsanız, nankörüz, kaçak dövüşüyoruz savaşımızda. Hayat bizi terbiye etmeden önce çıkmalıyız yola. Ördüğümüz duvarlar bir gün üzerimize yıkılırsa, ne kalacak bizden geriye?


21.05.2011 Ayvalık - Cunda


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder