24.12.2013

Florya'da gün batımı

Yetmiş sekiz yıldır her akşam güneşi uğurluyor denizin üzerinde yükselen bembeyaz bina. Mavi sularla mimarinin en güzel bileşimi diyebilirim Florya Atatürk Köşkü için. Manzara, tarihin kokusuyla karışıp insanı bambaşka alemlere sürüklüyor. Önce, göğün kızılımsı notalarıyla iç içe geçmiş ve adeta birbiriyle dans eden bulutlar dikkatinizi çekecektir. Ardından da bu muhteşem tabloya serpiştirilmiş irili ufaklı balıkçı tekneleri ile uzaklarda demirlemiş gemiler... Denizdeki tüm bu hareketli kalabalığa rağmen, kumsal ıssız ve bembeyaz bir yalnızlığa bürünmüş. Çınar ağaçları ise baştan aşağı baharı giyinmiş sanki.

Köşk, 1935 yılında İstanbul Belediyesi tarafından yaptırılıp Atatürk'e hediye ediliyor. Mimar Seyfi Arkan tarafından yazlık konut olarak tasarlanıp uygulanan yapı, Atatürk döneminde önemli davetlere ve bilimsel toplantılara da ev sahipliği yapmıştır. Köşk 14 Ağustos 1935 tarihinde tamamlandıktan sonra 21 Ağustos 1935 Çarşamba günü Bakanlar Kurulu Atatürk başkanlığında burada toplanmıştır. Üç yıl boyunca belirli aralıklarla burada kalan Atatürk köşkü yazlık çalışma ofisi olarak kullanmış, ayrıca devlet görevlilerini de burada kabul ederek yazışmalarını buradan yürütmüştür. O tarihlere şöyle bir dönecek olursak köşkte ağırlanan konukların en önemlileri arasında İngiltere Kralı VIII. Edward ve Windsor Düşesi Wallis Simpson'da vardır. Atatürk tarafından son olarak 28 Mayıs 1938'de kullanılan köşk, onun ölümünden sonra T.C. Cumhurbaşkanlarına da ev sahipliği yapmıştır. Ağustos 1996'da restorasyonu tamamlanan köşk, Atatürk Müzesi haline getirilmiştir. Tüm bu özellikleri bir yana, yapının içinde gezindiğiniz her an eşyaların adeta canlanarak size bir şeyler anlatmaya başladığını hissedebilirsiniz.

Attığım her adımda geçmişe doğru hiç durmadan ve yorulmadan koşturuyorum. Giriş kapısı mutfağa açılıyor. Tavana kadar bembeyaz olan dijital bir sistemle havalandırılan mutfaktan koridora geçiliyor. Bir ucundan başlıyorum dolaşmaya. Karşıma ilk önce Atatürk'ün çalışma odası çıkıyor. Kahverengi ve beyazın hakim olduğu odada, ahşap çalışma masası ve odayı iki yönden çevreleyen kitaplık dikkat çekiyor. Kitaplığın raflarında onun hakkında yazılmış yerli ve yabancı yayınlar da dizili. Lacivert üzerine kırmızı gül desenli koltuklar, konuklarını bekliyor sanki. Toplantı salonunda Alman yapımı bir plak çalardan sakin ezgiler yükseliyor. Büyük toplantı masası etrafına dizilmiş sandalyeler, eflatun berjerler ve duvarlarda Atatürk'ün çeşitli portreleri... Yavruağzı perdelerse gün batımına aralanmış. Yatak odasında, yatağın üzerindeki işlemeli bembeyaz örtü bir daha açılmamak üzere örtülmüş. Yatağın baş ucundaki modelin üzerinde Atatürk'ün bire bir ölçülerinde hazırlanmış bir kıyafetini görmek mümkün. Oturma odası ufak ve insana rahatlık duygusu veriyor. Odanın dekoru; çiçek desenli bir kanepe, şezlong ve birkaç koltuktan ibaret. Manevi kızı Ülkü Hanım'ın yatak odasında o dönemdeki yaşına uygun olarak küçük bir yatak ve küçük sandalyeler bulunuyor. Buradan da misafirler için hazırlanan yatak odası ve yabancı konukların bekletildiği odalara geçiliyor. Tüm bu odalar balkona açılıyor. Balkonlar şehre bakmadığı için kendinizi ıssız bir adada gibi hissediyorsunuz. Yat iskelesi uzanıyor denize doğru. Su temiz ve sığ. Denize inen merdivenlere oturarak suya dokunuyorum; deniz, köşke binbir selam getiriyor yılları ve uzaklıkları damıtarak. Binayı karaya bağlayan iskeleye yöneliyorum. Zamanı adım adım geçmek gibi bir şey bu...

Bahçede, küçük yeşil yapraklı bitkilerin içinden seslenen kırmızı çiçekler buraya ayrı bir renk katıyor. Çimlerin üzeride iki beyaz tavşan yavrusu görüyorum. Öylesine hareketsizler ki; köşkün dilsiz deviniminde hissettiğim canlılık, onları birer küçük heykel gibi görmeme neden oluyor. Cam kubbeli çay salonuna oturup, beyaz çerçeveli pencereden köşkü ve bahçeyi seyrederken dalıp gidiyorum 17. yüzyıla. O yıllarda bu civarda küçük köyler ve bu köylerin hemen yakınında güzel bir padişah bahçesi varmış. İsmi de "Filurya" imiş. Yani bugünkü adıyla Florya, her dem güzel her dem etkileyici...Müze olarak hizmet vermekte olan köşkü mutlaka görmenizi tavsiye ederim.

Zaman, her şeye kendi duyarlılığında dokunarak geçiyor. Köşk, her zerresine ruhun işlediği görsel öğeler sayesinde geçmişten bugüne köprü vazifesi görüyor. Bu huzur dolu ortamdan, benliğimdeki bir çok rahatsızlığı sağaltarak çıkıyorum ve son kez dönüp bakıyorum arkama. Köşkün çatısı ve iskele martıların istilasına uğramış acaba kaçıncı defa? Güneş, adeta alev alev yanarak akıyor denizin sularına doğru. Anlıyorum ki, gün batımı da Florya da asılı kalmış...















Hiç yorum yok:

Yorum Gönder