3.10.2013

Zaman yolcusu

Bugün, gözlerimin solgun aynasında puslu şeyler var. Tuhaf düşünceler, yorgun cümleler, hiçliğin ortasına tek başına düşüvermiş bir damla sanki kalbim...Zamanın getirdiği her şey sanki birer çelik iğne gibi batıyor ve acıtıyor bedenimi, ruhumu. Karanlığın hüküm sürdüğü bir ormanda şaşkın şaşkın gezinirken ayağım takılıyor ve düşüyorum amansız bir uçuruma. Nedense, korkmuyorum düşerken. Düşmeye devam ettikçe hız kazanıyor bedenim, daha da güçlü çekiyor aşağıdaki kara delik beni içine. Zamana oyulmuş ayrı bir yöne doğru yol alıyorum. Dehlizlerden, ışıklardan, garip sislerin içinden geçiyor ve duramıyorum. Damarlarımdaki kan, çeperlerini patlatacak kadar basınçla akarken; kalp atışlarım tam tersine çok sakin. Hayatım boyunca bu anı beklemiş gibi bakıyor gözlerim. Neyin doğru neyin yanlış olduğu şu an önemsiz. Detaylar sade, labirentler karmaşık. Yok oluşa doğru hızla giderken anlıyorum ki bizler birer zaman yolcusuyuz. Göz açıp kapayıncaya kadar geçen kısacık anlarda tel tel örülmüş olan öykümüz tamamlanır, sonunda da asıl benliğimizi buluruz. Hayatımızın en özel anılarından kareler beynimize kazınıp, yolculuk boyunca hep birlikte zihnimizde dansedip kafamızı karıştırır dururlar.
Ne içindi bu yolculuk? Cevap sende ama yanıtlayabiliyor musun? Hayatımızın şu noktasında pek azımız bu soruya içtenlikle ve gerçek cevabı bulmuş olarak yanıt verebilir. Çünkü hayat gerçekte hayalden ibarettir. Yaşadığımız her yeni gün, ölümden ödünç alınmıştır ve zamanı geldiğinde de bedelinin ödenmesi gerekmektedir. Sorularla, soru işaretleriyle kaplı kara defterimizde yazanların sorumluluğunu alabildik mi? Bu herkes için bir muamma. Yalın gerçek ise apaçık karşımızda.
Her şey için yine çok ama çok geç kaldık . . .
Kollarımızda sadece hüzün. . .


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder