7.10.2013

Kayıp zamanlar





Binaları aralayıp gökyüzüne baktığında sevindi. Her şey yerli yerinde duruyordu. Oysa ki az önce uyandığı rüyasında daralmıştı. Tuhaf bir yerde, yapayalnız ve çaresizdi. Gökyüzü yoktu. Deniz karadan oldukça uzaklaşmış, siyah bir yağmur yağıyordu. Üşümüştü, acıkmıştı, korkmuştu. Geri dönüşü olmayan uçsuz bucaksız bir yolda kaybolmuştu. Ölesiye canı acıyordu ama yaralı olduğundan değil, tarifi imkansız kederindendi tüm vücunu saran derin sızı. Demek ki; yok olmak, hiç olmak böyle bir şeydi, anlamıştı. Hayal bile edemeyeceği soğukluğun tam ortasına dalmış, kendi zamanında kaçak bir yolcuydu şimdi. Nereye kadardı bu anlamsız sonsuzluk? Başlangıca bir dönebilse; yaşayacağı sayılı günleri iliklerine kadar yağmur, hayallerine kadar ayaz, sevgiden başı dönene kadar aşkla yaşayacaktı. Ama geri dönebilmek, başlangıçtan bu yana her zaman çok zordu. İmkansızlığın tanımı belki de budur diye düşündü. Ait olabileceği bir hayat kalmamıştı. Bir yerlere ait olmayı da hiçbir zaman istememişti zaten. Bu rüyadan uyanabilirse yeniden başlayabilirdi. Olanca kuvvetiyle zihnindeki boşluğu bir anda fırlatıp attı. Gözlerini açtığında kan ter içinde kalmıştı. Hemen pencereye koştu. Binaları aralayıp gökyüzüne baktığında sevindi. Her şey yerli yerinde duruyordu...








Hiç yorum yok:

Yorum Gönder