20.10.2013

Elveda minik kadın...

Minicik bir kadındı... Varlıklı bir ailenin gelini olmuştu. Çocukluğumdan aklımda kalan hallerinden bazıları; evlenmeden önce geçirdiği ağır trafik kazasından kalan yüzündeki bıçak kesiği gibi izin ona tuhaf bir şekilde yakışması, zarif konuşma tarzı, yaptığı çok lezzetli yiyecekler, dikişteki mahareti, kitaplığındaki ansiklopedilerden ödevlerimi araştırması, bana bakışında ve gülümşeyişindeki içtenliğiydi. Aynı apartmanda oturuyorduk. Benim sevdiğim bir şeyi pişirdiğinde mutlaka bize de bir tabak getirir, bayramlarda ve özel günlerde hediye almayı ihmal etmezdi. Bir seferinde bana kendi elleriyle kadife bordo renkli bir elbise dikip ilkokul arkadaşlarımı çağırmış, doğum günü kutlaması yapmıştı. Eşi kırkındayken vefat etti. Henüz ikinci çocukları üç ya da dört yaşındaydı. Rahmetli, bana ismimle hitap etmez, yine de bir diğer çiçek adını tercih edip "Gül" derdi. Bunu söylerken de hep gülümserdi. Şimdi düşünüyorum da o zamanlar çocukken anlayamadığım, belki de "neden adımı söylemiyor" diye kızdığım adam aslında bana gizli bir mesaj vermişti. "Gül" , hayat kısa, mümkün olduğunca "Gül", yıllar geçecek ve sadece pişmanlıklar kalacak belki de, bu yüzden şimdiden "Gül" demek istedi. Yüzü hala gözümün önünde; sempatik, epeyce kilolu "iri cüsseli", sevimli yüzlü rahmetli eşi... Babamın patronlarından birisiydi, en küçük kardeşti...

Minicik bir kadındı...Ben büyüdüm, o sanki hep aynı kaldı. Üniversiteden mezun olup geldiğimde balkonunda oturup konuşmuştuk. Artık yaşamayacağı bu evin diğer katlarındaki daireleri de bir şekilde alıp öğrenci yurdu yapmak ve benimle çalışmak istemişti. Zaman ve şartlar elvermediği için bu hayalini gerçekleştiremedi. Yıllar içinde birkaç kez telefonla aradım onu. Çok mutlu oluyordu sesimi duyduğunda. Bir keresinde oğlu ağır şekilde hastalanmıştı. Ziyaret için evine elimde bir demet kır çiçeğiyle gittiğimde gözleri dolmuş, beni gördüğüne çok sevinmişti. Sonraları İzmir'e ve İstanbul'a taşındı. Çocuklarının eğitimi önemliydi. Hayatındaki en önemli şey onlardı çünkü. Ara sıra buraya da uğrar, yazları da ailesinin yanına yazlığa gelirdi. Beni de çağırmıştı ama fırsat bulup hiç gitmedim. Aslında fırsat yaratmadım desem daha doğru olur. Garip bir çekingenlik belki de onun içtenliğine rağmen benimkisi. Yıllar oldu, iş güç derken hiç arayıp sormadım da. Zaman zaman babam selamını getirirdi bize iş yerine uğradığında.

İki gün evvel hiç konusu yokken adını andık aile sohbeti arasında. Ertesi sabah babama gelen bir telefonla da ölüm haberini aldık. Sebebini henüz öğrenemedik ama bildiğim tek gerçek yine erken bir ölüm ile karşı karşıya kaldığımdı. Ellili yaşların başında kaybedilen bir hayat ne kadar dolu yaşanmış olabilir acaba? Günler neyi getirir ve bizden neleri götürür diye soruyorum her defasında. Hayal olacağımız hayatta neyin sefasını neyin cefasını süreriz? Hangi pire için yorganları yakar, hangi olmadık sorunlar için boyumuzdan büyük laflar ederiz? Dünyaya elveda demeye bir adım daha yaklaştıran günleri nasıl heba ederiz gereksiz tortularla?

Artık büyüdük. Gerçeklerin farkındayız. Hayallerin ardında yol alırken yok olacağımızı biliyoruz. Tek başımıza çıkacağımız son yolculuğumuz bizi hayal kılacak. Hayalimdeki minik kadın, umarım nihayet eşine kavuşmuş ve mutlu olmuşsundur. Seni hep gülen yüzünle hatırlayacağım...
(Fotoğraftaki onun boş evidir. Çocukluğumdaki evi...)








1 yorum:

  1. güzel bir tanımlama,sevdiklerimiz için neden fırsat yaratmıyoruz,.
    kendimizi sorguluyormuyuz yoksa egoistmiyiz ,bize deger veren insanlara gerektigi kadar degeri vermiyoruz?
    ;Bir kişiye gerektiğinden fazla değer verirsen; "ya onu kaybedersin ya da kendini mahvedersin.
    Böyle bir yaklasımla insaın ezilmeside dogaldır.ama aslolan tek bir şey vardır yaşam devam ediyor.Birde böyle bir realite var:)
    Doğan Cüceloğlu
    Kendi kalbine bakamayanın yaşamı bulanıktır; kendi yüreğine bakabilme cesareti gösterenler gönlünün muradını keşfedenlerdir. Dışarıya bakan rüya görür, hayal dünyasında kaybolur; içeriye bakan uyanır, kendini keşfeder

    YanıtlaSil