27.10.2013

Aslında bazı sızılardır insanı iyileştiren...

Bazen düşünüyorum da; herkes bir başkasının geçmişini yaşıyordur belki. Yani aynı hayatların tekrarını yaşıyoruz her seferinde. Yeniden doğmak derler ya, aynı acıları ya da sevinçleri farklı bedenlerde tekrar tekrar yaşıyor ruhlarımız. Hayatımız boyunca olmak isteyip de olamadıklarımızı  yaşamak için bir şansımız daha olabilir. Anlamların ötesinde bir boşlukta kaybolmayacaksak ve ışık hızında olacaksa aslında bu uzun yolculuk, her şeye yeniden başlamaya değmez mi?
Dünden kalanları silerek önü açık, soruları cevaplanmış yeni hayatımıza doğru yol almak oldukça heyecanlı olurdu doğrusu. Yeni başlangıçlar yapabilmek pek de zor değil. İstemek ve inanmak gerekli. Çoğu zaman es geçiyoruz burnumuzun dibindeki -aslında o bizim için en ulaşılmaz olan- şeyi. Bakmakla görmek arasındaki farktan bahsederiz ama o farkı nedense bir türlü ayırt edemeyiz. Toprak bir testiyi düşünün. Sıradan, renksiz, kilden yapılmış bir testi. İçi boşken hiçbir şeydir. Doluluğuyla ilgili istekler kişiye göre değişir. Defineci için içi ağzına kadar altınla dolu olması yeterlidir. Su yokluğu çekilen yerde, bir testi bile suyumuz olsa yeterdi denilir. Şarap içmeyi seven birisi için hayal bile edilemeyecek kadar güzeldir testide yıllanmış şarap. Bizim bahçedeki testi de çiçeklerle dolu ve bu bize yetiyor. Kısacası testinin değeri, içindeki kadardır insanın gözünde. İnsan ruhu da yaşadıklarından ve yaşacaklarından beslenip taşar ya da görmek isteyip de bir türlü göremediklerinden dolayı hayal kırıklıkları ile dolar. Sızlayıp rahatsız eder bu kırıklar, derinliklerine batar, kanatır ve yaralar. Görebildiklerimiz kadarını hayal edip, bakabildiklerimiz kadarına sahip olururuz. Sızılarımız, bakış açımızı değiştirir ve bizler bir gün yeniden varoluruz...





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder