27.09.2013

Kararlarımızın anatomisi

Yaşamdan geçmeye devam ederken, kararlarımızın kölesi oluruz kimi zaman. Öyle zordur ki işin içinden çıkabilmek, sürekli kendimizle konuşur, benliğimizle çatışır dururuz. Yolumuzu kaybedersek, geri dönüşümüz de çok zor olacaktır. Hayatımızı etkileyecek konularda karar verirken huzursuzluk yaşarız doğal olarak. Kendimizi koruma içgüdüsü ortaya çıkar, kasılır ve emin olamayız ya da "ne olursa olsun" diyerek gözümüzü karartır ve operasyon için düğmeye basarız. Her halükarda ipin ucunu kaçırmadıktan sonra zarar görmemek ya da asgari zararla işin içinden sıyrılabilmek mümkündür. Ayakta durabilmek, yenik düşmemek için kendinden asla ödün vermez kararlı kişi. Sadece mantıklı olana odaklanır. Hedefi seçer ve tam ortadan vurur gözünü kırpmadan. Sonuçta hedefi onikiden vurabilir ve ya ok alakasız bir yere saplanıp hiç hesapta olmayan yaralar açabilir.

Kararsızlık ise, belki de bir zayıflık belirtisi olarak da algılanmakta. Aslında kararsız kişi, elinde tuttuğu teraziyi dengelemeye çalışmaktadır. Ani hareketler yaparak, içinde bulunduğu kabuğun kırılmasını istemez. Adım atmaya çekinir ama o adımı da kesinlikle atmak ister. Önündeki yolların hepsine aynı anda çıkabilmesi mümkün olmadığından, mutlaka içlerinden birini seçecektir. Kararsızlık sürecinde çekilen tüm sancılar, en doğru kararla son bulabilir ya da ömür boyu kıvrandıracak sonuçlara ulaşılabilir.

Kısacası hayatımızın her aşamasında bu duyguları yaşamak zorunda kalacağımız seçimler bizi bekliyor. Bu da insan olmamızın getirdiği durumlardan biri. İçindeki ses her zaman doğruyu söylemeyebilir. Kendinle çelişebilir, en büyük darbeyi yine kendinden alabilirsin. Odaklanmamız gereken şey "gerçekte ne yapmak istediğimizdir." İlk ve en önemli nokta budur. Amaç edindiğimiz şey her ne ise, kararlar ona ulaşma doğrultusunda birer basamak olmalıdır hedefin kendisi değil...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder